TÜM KAPILARI AÇAN EL FETTAH ZİKRİ

Bu yazımızda el Fettah ismi şerifinin hayatımızda açılmaz denilen kapıları Allah'ın izniyle nasıl açtığını, İbn'ül Arabi'nin bu zikri yaparken nelere dikkat etmemiz gerektiğini sizlerle buluşturduk. Rızık için zikiğr arıyorsanız doğru yerdesiniz.

BEREKET DUALARIRIZIK DUALARITÜM DUALAR

Kalbi İman

El-Fettah.

Biz genellikle bu ismi "Kapıları açan" diye biliriz. "Ya Fettah" deriz, işimiz rast gitsin isteriz. "Ya Fettah" deriz, borcumuz bitsin, sınavımız geçsin, nasibimiz açılsın isteriz. Bunlar yanlış değildir, haktır. Fakat bu yazıda seninle bu ismin, pek konuşulmayan, İbnü'l-Arabi hazretlerinin işaret ettiği o "derin sırrına" yolculuk yapacağız. Çünkü "Fettah" ismini sadece "dünyalık kapıların açılması" zannedersek, elimizdeki hazinenin değerini bilmemiş oluruz. Belki de kapının açılmamasının sebebi, anahtarı yanlış yerde araman değildir; yanlış kapıyı zorluyor olmandır. Gel, bugün o kilidin üzerine "Ya Fettah" mührünü, sadece dilimizle değil, şuurumuzla vuralım.

Kardeşim, "El-Fettah"; iyilik kapılarını açan, anlaşmazlıkları hükme bağlayıp çözen, kapalılıkları gideren demektir. Suyun toprağı yarıp filiz vermesi bir fetihtir. Güneşin karanlığı yarıp sabahı getirmesi bir fetihtir. Bir annenin karnından bir bebeğin dünyaya gelmesi bir fetihtir. Allah, Fettah ismiyle tecelli ettiğinde, "imkânsız" kelimesi hükmünü yitirir. Dağlar yol olur, denizler yarılır, katı kalpler yumuşar. Ancak burada insanı yanıltan bir nokta var. Biz zannediyoruz ki; biz bir şeyi çok isteyeceğiz, çok dua edeceğiz, sonra Allah önümüzdeki engeli kaldıracak ve biz o yoldan dümdüz yürüyüp gideceğiz.

Muhyiddin İbnü'l-Arabi hazretleri, bu bakış açısın sarsan bir hakikati fısıldar bize. Der ki: "Fettah ismi, kulun sadece rızkını veya işini açmak için değildir. Asıl fetih, kulun kalbindeki 'sebeplere güvenme' perdesinin açılmasıdır." Dikkat et kardeşim. Burası çok ince bir çizgi. Sen kapının açılmasını istiyorsun. Ama kalbin, o kapının ardındaki kişiye, patrona, paraya, bankaya, doktora güveniyor. Dilin "Allah" diyor ama kalbin "Sebepler" diyor. İşte kilit buradadır. Allah "Fettah"tır; açıcıdır. Ama O, önce senin kalbindeki o "şirk-i hafi"yi, yani gizli ortaklığı, sebeplere tapınma hastalığını açmak ister. Sen dışarıdaki kilitlerle boğuşurken, Allah senin içindeki kilitleri çözmeyi murat eder. Çünkü içerisi açılmadan, dışarıdaki nimet sana yük olur, ferahlık olmaz.

Bir düşün... Hazreti Yusuf zindandaydı. Kapılar kilitliydi. Duvarlar yüksekti. Zahirde, yani dış dünyada her şey "bitmiş" görünüyordu. Ama Yusuf Aleyhisselam'ın kalbinde muazzam bir "Fetih" gerçekleşmişti. O, zindanı medreseye, yalnızlığı halvetgâha çevirmişti. Eğer Allah, Hazreti Yusuf'u henüz olgunlaşmadan zindandan çıkarsaydı, Mısır'a sultan olduğunda o yükü taşıyabilir miydi? Demek ki "Fettah" ismi bazen kapıyı hemen açmaz. Seni kapının önünde bekletir. Neden biliyor musun? İçeride, yani kalbinde, o nimeti taşıyacak "kapasiteyi" açmak için. Bizim acelemiz olabilir ama Allah'ın da hikmeti var. Biz "Hemen olsun" diyoruz. Allah ise "Olduğunda seni bozmasın, seni şımartmasın, seni kendinden uzaklaştırmasın" diye, önce kalbini terbiye ediyor.

İşte İbnü'l-Arabi'nin işaret ettiği o "Manevi Fetih" budur. Bir insanın sabah namazına uyanabilmesi, uykunun kilidini kırmasıdır; bu bir fetihtir. Bir insanın, ona kötülük yapana susup "Allah'a havale ettim" diyebilmesi, nefsinin kibrini kırmasıdır; bu bir fetihtir. Bir insanın, borç içindeyken bile "Rızkı veren Allah'tır, elbet bir yol açar" deyip huzurla uyuyabilmesi, endişe putunu kırmasıdır; işte en büyük fetih budur. Sen zannediyorsun ki fetih, sadece paranın gelmesidir. Hayır. O para gelmeden de huzurlu olabiliyorsan, Allah sana "Kanaat Kapısını" açmış demektir ki, bu bütün hazinelerden daha değerlidir.

Eskilerin anlattığı, hikmet ehlinin sohbetlerinde geçen bir kıssa vardır. Bu kıssa, Fettah ism-i şerifinin hayatımızdaki tecellisini anlamak için adeta bir aynadır. Vaktiyle işleri bozulan, her attığı adım boşa çıkan, bereketi kaçmış bir tüccar, bir Allah dostunun kapısına gider. Hali perişandır. "Efendim" der, "Hangi işe el atsam kuruyor. Hangi kapıyı çalsam yüzüme kapanıyor. Sanki üzerimde bir uğursuzluk var. Ben ne günah işledim ki Allah bana bütün kapıları kapattı?" O zat, tüccarın yüzüne bakar, tebessüm eder ve ona elindeki bir kutuyu uzatır. "Bu kutuyu al" der. "Ama sakın açma. Sadece eve götür ve bu kutuyu kucağına alıp bekle. Bir saat boyunca, kucağında bu kutuyla otur." Tüccar şaşırır. "Bu ne işe yarayacak?" diye düşünür ama çaresizdir, "Peki" der. Eve gider, kutuyu kucağına alır ve oturur. Beş dakika geçer, on dakika geçer... Adamın aklı dükkandadır, borçlardadır, alacaklılardadır. Kutuyu tutmak ona zor gelmeye başlar. Elleri uyuşur, canı sıkılır. Kendi kendine söylenir: "Benim derdim başımdan aşkın, ben burada kucağımda bir tahta kutuyla oturuyorum. Bu ne saçmalık!" Tam bir saat dolduğunda, öfkeyle kalkar, kutuyu yere bırakmak ister. O sırada kutunun kapağının aslında kilitli olmadığını, kapağın aralık olduğunu fark eder. Kutunun içinde bir not vardır. Kâğıtta şu yazılıdır: "Senin ellerin o kadar dolu ki, Allah'ın vereceği yeni nimetleri tutacak yerin yok. Endişeyi bırak, korkuyu bırak, hesabı bırak. Ellerini ve kalbini boşalt ki, Fettah olan Allah orayı doldursun." Adam o an sarsılır. Anlar ki, kapalı olan rızık kapısı değil, kendi "teslimiyet kapısıdır". O güne kadar hep kendi zekasına, kendi ticaretine, kendi planlarına güvenmiştir. Elleri kendi planlarıyla o kadar doludur ki, Allah'ın rahmetine yer kalmamıştır.

Kardeşim, şimdi kendine şu soruyu sor: Senin ellerin nelerle dolu? Zihnin hangi hesaplarla, hangi "olmazlarla", hangi korkularla dolu? "Ya olmazsa?", "Ya batarsam?", "Ya beni sevmezse?" korkularıyla dolu bir kalbe, huzur nasıl girsin? İşte "Ya Fettah" zikri, önce bu çöpleri dışarı atmaktır.

Peki, biz bu ismi hayatımıza, o tıkalı damarlara nasıl zerk edeceğiz? Sadece tesbih çekerek mi? Hayır. Zikir, dilden kalbe inmezse, kuru bir tekrardır. İbnü'l-Arabi uyarır: "Fettah ismini zikreden kişi, kendi elindeki anahtarları denize atmalıdır." Yani; "Ben denedim, ben yaptım, ben koşturdum" demeyi bırakacaksın. Sebeplere sarılacaksın elbette; iş arayacaksın, doktora gideceksin, çalışacaksın. Ama sonucun sebepten değil, Müsebbibü'l-Esbâb olan Allah'tan geldiğini bileceksin.

Dua ederken şöyle de kardeşim: "Ya Fettah! Benim aklım sınırlı, senin ilmin sınırsız. Benim gücüm bitti, senin kudretin sonsuz. Ben önümü göremiyorum, kilitlerin ardını gören Sensin. Eğer bu kapının ardında benim için hayır varsa, lütfunla aç. Eğer hayır yoksa, kalbimi o kapıdan çevir ve bana razı olacağım başka bir kapı aç. Beni, açılmayan kapıların önünde ağlayanlardan değil, senin açtığın her hâle razı olanlardan eyle." Bak, bu dua bir pazarlık değildir. Bu bir teslimiyettir. Sen böyle dua ettiğinde, kalbindeki o sıkışma gevşemeye başlar. İşte o gevşeme, "Feth"in, yani açılışın ilk işaretidir. Fettah ismi tecelli etmeye başladığında, dışarıda henüz bir şey değişmemiş olsa bile, içinde bir şeyler değişir. Sabah daha hafif uyanırsın. Olaylara daha sakin bakarsın. "Vardır Rabbimin bir bildiği" sözü, dilinden kalbine iner. Ve sen içeride ferahladığında, yemin ederim ki dışarıdaki düğümler de birer birer çözülmeye başlar. Çünkü bu bir ilahi yasadır: İçerisi düzelmeden, dışarısı düzelmez.

Belki şu an bu yazıyı okurken, omuzlarında dağ gibi bir yük var. "Anlatması kolay" diyorsun içinden. Biliyorum, yaşarken zor. Ateş düştüğü yeri yakar. Ama unutma kardeşim; Karanlığın en koyu olduğu an, güneşin doğmaya en yakın olduğu andır. Anne karnındaki bebek için yerin en daraldığı an, dünyaya çıkış anıdır. Tohumun toprağın altında en çok sıkıştığı an, filizin patlayıp güneşe merhaba dediği andır.

Allah seni sıkıştırıyorsa, bil ki seni yeni bir "Fetih’e hazırlıyordur. Seni daraltıyorsa, bil ki "Fettah" ismiyle sana muazzam bir genişlik vermeyi murat etmiştir. O yüzden kilitlere bakıp üzülme. Anahtarın sahibine bakıp gülümse.

Bugün bir niyet et. Sadece maddi kapıların için değil, kalbinin kilitleri için de "Ya Fettah" de. "Rabbim, beni bana bırakma. Benim göremediğim hayırları önüme ser. Kalbimi Sen'den başkasına muhtaç etme" de. Göreceksin ki; sen ona güvendiğinde, O seni asla yolda bırakmayacak. Çünkü O, en hayırlı açıcıdır.