ABDULKADİR GEYLANİ BOL RIZIK DUASI | Rızık ve Bereket İçin Okunacak Dua

Abdulkadir Geylani bol rızık duası ile rızık ve bereket kapılarını aralayın. Bolluk, huzur ve helal kazanç için okunacak dua ve açıklaması. Bu dua evinize bolluk ve bereket getirecektir Allah'ın izniyle.

BEREKET DUALARIRIZIK DUALARITÜM DUALAR

Kalbî İman

Kardeşim, insan rızkı hep uzakta arar. Sanki rızık kaçan bir av, insan da onun peşinde koşan yorgun bir avcıdır. Oysa Sultan Geylani bize bambaşka, insanın ezberini bozan bir pencere açar. Buyurur ki: "Senin rızkın, seni senin onu aradığından daha şiddetli bir şekilde aramaktadır. Sen rızıktan kaçsan bile, o gelir seni bulur. Tıpkı ecelin gibi..."

Bu söz ilk duyulduğunda insana tuhaf gelebilir. "Madem rızık beni arıyor, neden cebim boş? Neden borçlarım dağ gibi?" diye de sorabilirsin. İşte sırrın düğümlendiği yer tam da burasıdır. Rızık seni aramaktadır ama sen, rızkın sahibine değil, rızkın kendisine, hatta rızkın gelmesi için vesile olan sebeplere o kadar çok bel bağlamışsındır ki, aradaki manevi akışı kendi ellerinle tıkamışsındır. Geylani Hazretleri, darlık çeken bir talebesine bakar ve ona şu sarsıcı teşhisi koyar: "Senin derdin yokluk değil, senin derdin güvenmek. Sen, rızkı vereni unutup, rızkı getirene tapar hale geldin. Patronuna, müşterine, dükkanına, bankana, zekana o kadar güvendin ki, Rezzak-ı Âlem olan Allah, seni o güvendiğin aciz sebeplerle baş başa bıraktı." Düşün kardeşim... Bir dilenci, padişahın sarayına gitse, ama padişahın yüzüne bakmak yerine kapıdaki nöbetçinin eline sarılıp ağlasa, padişah ona hiç ihsanda bulunur mu? Padişah demez mi ki; "Hazine benim elimde, sen neden yetkisi olmayana yalvarıyorsun?" İşte biz çoğu zaman o nöbetçilere, yani sebeplere takılıp kalıyoruz. "Piyasa kötü" diyoruz, "İşler kesat" diyoruz, "Kimse borç vermiyor" diyoruz. Oysa bütün bu sebepler, Allah’ın "Ol" emrine bakan perdelerdir. Sen perdeyle kavga ediyorsun, ama perdeyi tutan eli görmüyorsun.

Burada Abdülkadir Geylani Hazretleri’nin “Fütûhu'l-Gayb" eserinde geçen ve kalbi titretmesi gereken bir hakikati hatırlayalım. Hazret, rızık endişesi taşıyan kalbi, ateşe düşmüş bir pervaneye benzetir. İnsan çırpındıkça batar, korktukça rızkı daralır. Çünkü korku, "Allah’ım ben sana güvenmiyorum, senin hazinen bana yetmez sanıyorum" demenin sessiz halidir. Ve Allah, kulunun zannı üzeredir. Sen "bittim" dersen, O da seni bitiş noktasında bırakır. Ama sen "Rabbim Gani'dir, O'nun hazinesi bitmez, O vermiyorsa bir hikmeti, veriyorsa bir rahmeti vardır" dersen, işte o zaman dağlar yerinden oynar, o kapalı kapılar ardına kadar açılır.

Bir gün bir adam Geylani Hazretleri’ne gelir ve "Efendim" der, "Rızkım kesildi, dükkanımda bereket kalmadı, neye elimi atsam kuruyor." Mübarek ona döner ve der ki: "Evladım, sen rızkı endişe ile çağırdığın için o senden ürküp kaçıyor. Rızık, gölgen gibidir. Sen onu yakalamak için üzerine koştukça o senden kaçar. Ama sen yüzünü güneşe, yani Hakk'a dönersen, o gölge mecburen senin peşinden gelir."

İşte reçetenin ilk maddesi budur kardeşim: Yüzünü sebeplerden çevirip Müsebbibü’l-Esbâb yani Sebepleri yaratan olan Allah'a dönmek. Sabah uyandığında "Bugün ne yiyeceğim, bu borcu nasıl ödeyeceğim?" diye değil, "Ey Rezzak olan Allah’ım, mülk senindir, kul senindir, ben acizim ama sen Kerim’sin" diyerek güne başlamaktır. Bu bir züğürt tesellisi değil, peygamberi bir duruştur. Kuşların tevekkülüdür bu. Onlar sabah yuvalarından aç çıkarlar, hiçbirinin erzak deposu yoktur, banka hesabı yoktur. Ama akşam kursakları dolu dönerler. Çünkü onlar dala değil, dalı yaratana güvenirler. Peki, şimdi ne yapacağız kardeşim? Omuzlarımızdaki bu yükle, cebimizdeki bu yoklukla nasıl bir yol izleyeceğiz? Sultan Geylani, sadece nasihat etmez, elinden tutup kaldıracak manevi reçeteyi de sunar.Öncelikle şunu bilmelisin ki, okuyacağın dua bir sihirli değnek değil, bir anahtardır. Anahtarın kapıyı açması için, onu tutan elin titrememesi, yani kalbinin şüpheden arınmış olması gerekir. Eğer "Deneyelim bakalım olacak mı?" diye okursan, o kapı açılmaz. "Rabbim asla geri çevirmez" diye okuyacaksın.

Abdülkadir Geylani Hazretleri, darlık anında, sebepler tükendiğinde, bıçak kemiğe dayandığında şu ism-i şerife sığınmamızı öğütler: "Yâ Latîf."

Neden "Yâ Rezzak" değil de "Yâ Latîf"? Çünkü Rezzak rızkı verendir ama Latîf; o rızkı umulmadık yerden, en ince yollardan, senin aklının ucuna bile gelmeyecek sebeplerle, nazikçe ve lütfederek nasibini gönderendir. Latîf ismi, kilitli kapıların altından sızan nur gibidir. Duvarları yıkmadan, gürültü çıkarmadan, seni mahcup etmeden ihtiyacını giderir.

Geylani meşrebinde usul şudur: Özellikle seher vaktinde veya yatsıdan sonra, el ayak çekilip de dertlerinle baş başa kaldığında, abdestini alıp kıbleye yöneleceksin. Dünyayı, borçları, alacaklıları, faturaları kapının dışında bırakacaksın. Sonra boynunu büküp, içten bir şekilde kalbinle 100 defa "Yâ Latîf" diyeceksin. Ama bunu söylerken dilinle değil, kalbinin en derinindeki o sızlayan noktayla söyleyeceksin. Her "Yâ Latîf" deyişinde, "Rabbim, benim tedbirim bitti, senin takdirine sığındım. Benim aklım tükendi, senin lütfuna geldim" diyeceksin.

Ve ardından, Geylani Hazretleri’nin de talebelerine sık sık telkin ettiği, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in o muazzam duasıyla mühürleyeceksin yakarışını:

"Allahümmekfinî bi-helâlike an harâmike ve ağninî bi-fadlike ammen sivâke."

Yani: "Allah’ım! Bana helâl rızık nasip ederek beni haramdan koru! Lütfunla beni Sen’den başkasına muhtaç etme!"

Geylani Hazretleri’nin dediği gibi: "Bütün kapılar kapansa bile, rabbimiz dilerse duvardan kapı açar." Sen yeter ki kapıyı değil, kapının Sahibini iste. Sen yeter ki "Bitti" deme, çünkü O "Yettim kulum" demek için senin en çaresiz anını bekliyor olabilir. Rızık, inanan ve güvenen kalbe aşıktır. Sen güven ki, o sana koşsun.